Aylardan beri kendime söylediğim şeyleri, görmekte zorlanmadığım ama inanmamakta direndiğim gerçekleri başkalarının ağzından duymak, hatta daha da iyisi, sinema gibi keyifli bir ortamda pırıltılı oyuncular ve süslü, eğlenceli sahnelerle seyretmek, sanırım bana son zamanlarda verilen en güzel hediyeydi. Filmdeki Gigi (Cici) nin dediği gibi anladım ki, ben de istisna değilim... Oysa hep olduğuma inandırırım kendimi...
He's just not that into you, Türkçe'ye "Erkekler ne söyler, kadınlar ne anlar" diye çevirilmiş. Aslında erkeğin kıza kendini kaptırmadığı anlamına geliyor. Bütün film de bunu anlatıyor...Kadınlar erkeklerin en ufak hareketlerine çok özel ve güzel anlamlar yüklüyor, daha ilk buluşmadan sonra büyük beklentiler içine giriyor, hatta hoşlandığını anladığı an evlilik planları kurabiliyorlar. Her güzel ve düzgün ilişkinin sonunda evlilik olması gerektiği, yine kadınların beynine kodlanmış toplumsal kuralların belki de en kadınsal olanı... Sırf evlenmedikleri için aslında onu çok seven mükemmel sevgilisini terk eden kadınla, flört ederken sevgilisine ya evleniriz ya ayrılırız diye rest çekerek evlenen kadın çok yakın iki arkadaş. Filmin sonunda evli çift boşanırken, senelerce çıkmalarına rağmen evlenmedikleri için ayrılan çift aslında ne kadar şanslı olduklarını keşfederek tekrar biraraya gelir ve evlenir...Ama filmin asıl komedi unsurunu Gigi'nin yaşadıkları oluşturuyor. Her yemeğe çıktığı erkeğin sonraki günlerde aramasını beklerken, söylediği en sıradan laflara büyük anlamlar yüklerken, bu seferki kesin benden hoşlanıyor diyerek büyük beklentiler içine girerken Cicicik aslında kendini kandırıyor... En yakın arkadaşlarıysa, ki bunlar sonunda evlenen ve ayrılan 2 kadın (Jennifer Aniston ve Jennifer Connely) oluyor, ona hiçbir zaman gerçekleri tam söylemiyor, bir kerelik kırılmasından, incinmesindense boş hayallerle ve zavallı bekleyişlerle kendini yiyip bitirmesine göz yumuyorlar... Bunun temelindeyse filmin daha ilk sahnesindeki olay yatıyor. Kadınlara daha çok küçük yaşlardan beri onu iten erkeğin aslında ondan hoşlandığı, bu yüzden ona kötü davrandığı söyleniyor. Kadınlar da hayatlarını bu asılsız fikir üzerine kurdukları kısır döngülerle devam ettiriyorlar...
Kendimi düşününce hiçbir zaman Gigi'nin arkadaşları gibi acımasız olmadım. En yakınımda, bana fikir danışan sevdiğim bütün arkadaşlarıma acı gerçeği söyleyerek iyi arkadaş olmaya çalıştım. Kimisi benim inandığımın tam tersine benim acımasız olduğumu söyledi, inanmak istemedi, kimiyse beni anladı ama yine de kendi bildiğini okuyarak ve incinerek hatasını görmek istedi. Sonuçta hepsine saygı duyuyorum... Ama onlara da dediğim gibi, bir erkek bir kızı istiyorsa, elde etmek için yapmayacağı şey yoktur... Aylardan beri de kendime bunu hatırlatmaya çalışıyorum. Kimi zaman dediğimin gerçek anlamını kavrıyor, kimi zaman da görmezden gelmeyi daha kolay buluyorum. Biz kadınlar bazı ufak tefek hareketlere bile büyük ve gizemli anlamlar yüklüyoruz. Aslında belki de beklentiler düşük olduğu için en ufak bir ilgi ya da adım bile mutlu ediyor bizi. Çünkü bize değer verdiklerine inanmak istiyoruz... Oysaki gördüklerimiz zaten olması gerekenler. Sonuçta onca bekleyişin sonunda bakıyorum ki bizim kafamızda kurduklarımız fazlalaşıyor, fikirlerimiz dallanıp budaklanıyor, beklentilerimiz yükseliyor. Ama onlar hep aynı. Sonunda hep şu noktaya gelince, ki çok tehlikeli bir nokta ama sadece bu beni gerçeğe döndürüyor, aslında çok iyi bildiğim ve başkalarına çok emin söylediğim şeyi kendime kabul ettiriyorum. (Kıyaslamak çok yanlış olsa da) bana sarılırken içi titreyen, benim için herşeyi geriye itip hayatını benim üzerime kurmak isteyen, beni çocuğu gibi önemseyen, sakınan, düşünen ve sahiplenen eski sevgilinin o çok kutsal sevgisinin ne kadarını burada buluyorum ki hala birşeylere tutunmaya çalışıyorum? Akıntıya kürek çekmek tam da bu olsa gerek... Değiştirmeyi umduğumuz şey aslında başta görüp kabullendiğimiz şey. Belki zayıflık, belki sevilme ihtiyacı, belki de ait olma güdüsü... Sonuçta biri umut ettiriyor. Umutsa kötülüklerin efendisi...Gerçeği görmezden gelip hayal kurmaya yönelten sinsi şeytan. Bekliyorsun, sabrediyorsun, olacak diyorsun, bu sefer doğru yoldayım sanıyorsun, aslında biliyorsun: He's just not that into you...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder